28 Temmuz 2018 Cumartesi

Bi kısa...

Sana kalbimi açıp gideceğim.
Ama bu kadar yarımken gidemem. 
Her şey o kadar eksik ki...
Hiçbir şey bilmiyorsun, 
Biz hiç bilmiyoruz...
Merve Özgünlü
28.07.2018
00.00

24 Mayıs 2018 Perşembe

Bahçe Kedisi




Beklentisiz seviyorum,
Öyle karşılıksız…

Bana geldiğin değil,
Gelemediğin zamanları seviyorum.
Gelemediğin zamanlarda,
Dudağında bir şarkı olup
Seni öpmeyi...
Koşarcasına uzayan saçlarına,
Rüzgâr olup esmeyi seviyorum
Bana gelemediğin koşturmacalarda.


Sesini seviyorum, sesini!
Adam gibi sevişini, seslenişini…
Boş ver sen beni.
Ben dışarıda bir kedi,
Biraz ürkek biraz deli.
İstemem, alma evine,
Bahçende sakla beni…

M.Ö.
15.05.2018


20 Nisan 2018 Cuma

Bir KADIN'ın Trafiği



Hayat olabildiğine sıkıcı bir hâl almışken biraz atmosfer değişikliği ne iyi giderdi…
Kendi kabuğumu kırıp dış dünyaya açılmak gibiydi çalışmak.
İşe başladığım ilk gün hissettiğim şey şuydu: “İnsan, çalışmalı. Hayatın bir anlamı olmalı ve o anlam çalışmakta gizli.”

Sabah trafiğinde Ankara’nın ne kadar sıkıcı olabileceğini, sonra radyoda sevdiğin şarkının çalmasını beklemenin ne kadar heyecan verici olabileceğini, aslında şu geveze adamların bazı zaman mühim şeyler de söyleyebileceğini… İşte bunların hepsini yaşarken öğrendim ben, telaşlı bir Ankara sabahında.

İlk iş günümün sabahı, ayılmakla farkındalık arasındaki ince çizgide geldi geçti. Üniversiteme giderken yaptığım nispeten uzun yolculukları ve yolları anımsadım. Aradan dört koca senenin geçtiğini düşünmek ürpertici değil de neydi! Bunca zaman hayatım neredeydi? Cevabını bilmediğim sorular korkutuyordu. Ve ben korkunca kaçarım sevgilim. En sevdiğim şeydir küçük bir çocuk gibi karanlıktan korkup kaçmak, koşar adım uzaklaşmak.

Fakat ben bu sefer kalabalığa karışmayı seçtim, denedim en azından. İlk günüm öyle yoğun geçmişti ki yerçekimi benim dünyamınkinden daha güçlü bir gezegende zaman akmakla akmamak arasında, hızlıdan yavaşa, yavaştan daha da yavaşa doğru geçiyordu. O kadar yoğun yaşadığım bir gün oldu ki saat 7’yi biraz geçerken merdivenlerden inerken sendelediğimi hissettim. Bu yavaşlık, yavaşlıktan ziyade bu yoğunluk ve dolu doluluk beni sersemletmişti. Başım döndü. İnsan içinde olmak; insanların öyküleri, onlara ortak olmak ve bazen iyi bir dinleyici bazı an iyi bir anlatıcı olmak… Evet, fiziksel olarak yaptıklarımın ötesinde olan da buydu. Belki çekici gelen de buydu: Çünkü her insan ayrı bir öykünün kapılarını aralıyordu.

“Herkesle aynı pencereden bakmak hayata…” Yapamadığım şey işte misal. Yaptığım her şeye bir benlik katmak, her şeyi daha katlanılır hâle getiriyordu. Hani ruhunu da katmak işe, yemeğin tuzu baharatı gibi.
İlk günler ayrılığın acısı ile yeni bir şeyler öğrenmenin tatlı telaşı arasında, ortaya karışık kıvamda geçti. Bazı günler Deniz’le görüntülü konuşuyorduk. Sonraları fark ettim ki ayrılık ona pek de koymamıştı. Çocuk olmanın güzel yanı da buydu. Hayat, ciddiye alınamayacak kadar eğlenceli bir oyundu. Gerçekten takmıyor muydu yoksa olgunluk mu ediyordu acısını ve özlemini gizleyip? Öyle ya kocaman bir olgunluğu küçücük bir çocuktan beklemek kimin aklına gelirdi?

Yoğunluğun ve akışın içinde kaybolmak iyi gelmişti. Şu zamansızlık gelip vurmasaydı ya bir de! Günün yorgunluğu, tünün özlemi; ev, eş, çocuk derken yeniden kaybolmak mı dersiniz boğulmak mı bilmem ama. Ben her ikisinden de biraz biraz tadar oldum. Zihin yorgunluğunun yanında beden yorgunluğunun lafı olmazdı. O yüzden de tercihim biraz bu yönde olmuştu. Kendime biçilmiş olanı bir kenara atıp yeni bir tecrübe edinme isteğim tam olarak da bundandı. Ama heyhat, kapıyı çekip çıktığımda her şeyi orada bırakamıyordum ki. Yavaş yavaş zihnimin dolduğunu hissediyordum.

Evin kapısını açarken yorulmuş olmak gibi bir lüksüm olmadığını anımsayıp “yüzümde en sahici gülümsememle” oğlumun boynuma atılmasını bekliyordum. Hani bir öpücüğü tüm yorgunluğunu alır ya insanın. İşte öyle bir şey. Ama gel gör ki o öpücüğü alana kadar pek de iyi değilsin. Hatta bazen kalp masajı gerekiyor. Masallardaki gibi olmuyor her şey. Kendime şunu soruyorum kapının kilidini açarken: “Güne, şey yani günün geri kalanına -artık ne kadar enerjin ve zamanın kaldıysa- tüm enerjini ve zamanını vakfetmeye hazır mısın?” Başka cevap hakkı varmış gibi sorduğum soruya bakın sayın hâkim. “Evet!” Nikah kıymıyoruz ama. Yine de: “Evet!” Zaten Karagümrük’ü de ben yakmadım mı?

İşte o bildiğiniz, belli bir zamandan sonra rutine binen her şey gibi, ye iç, yedir içir, soyun giyin, soyundur giydir fasılları… Çünkü annelik, çünkü çifte mesai ve gece vardiyası var bu ikinci mesainin.  Ve bir yanda da deli gibi yaşamak arzusu, geri kalan zamanı…

Uyumaktan nefret eder gibiyim şu sıralar. Hani ölünce sevemezsem seni, hani uyur da ıskalarsam hayatı… Şu zamansızlık en çok da beni buluyor, bölünürken parçalanıyorum binbir parçama. Bazı akşamlar Deniz’le birlikte beşiğe girmek, anneliğin vicdan rahatlatma sanatına dâhil. Onun da hakkı biraz nasibini almak annesinden. Kuralların ehemmiyeti yok. Fuck the system! Çocuk varsın alışsın anneyle uyumaya… Ama anne yine de dirensin uykuya ve uykusuzluğa. Eğer olur da yanına kıvrılıp da gerçekten uyumuşsam hakaret sayarım kendime! Hani o en sevdiğin dizinin son bölümü, hani bi kahve? Hani o günün keyif anı, hani o boş boş oturmak ve boşluğa dalmak ve bırakmak kendini zamanları? Okumaya vakit yok kabul de. Zihni boşaltmak da mı yasak be kardeşim! Ha mutfaaak… O var tabii. “Masa da masaymış ha!” Bana mısın demedi bu kadar yüke de şimdi kim toplayacak onu? Bölün bölünebildiğin kadar, matematiği sensin bu hayatın!

Yarım kalan telefon konuşmaları hatırlıyorum. “Ben seni müsait olunca arayayım mı?” “müsait?” “olunca?” Birleştiremedim. Müsait olmak kimi zaman bir akşamüstüyse çoğu zaman gece yarısı. Yani diyorum ki yaz saati uygulamasına geçmedi Türkiye. Bazı an bir bakıyorsun üç gün sonrasına tesadüf etmiş müsait olmak. Dolduracağın boşluğun çoksa her şeye zamanın var da zaten doluysan almıyor fazlasını. En son ne zaman gezerek alışveriş yaptın? En son ne zaman sinemaya gittin? Şu eline aldığın kitabı kaçıncı kez sayfalarını çeviremeden yerine bıraktın? Kaç kez eline aldın kâğıdı kalemi de yazamadın? Yarım kaldın, yarına kaldın. Sahi seni tamamlayan bir yarın vardı. Yarım kaldın, yarına kaldın. En çok da yar başında andın…

İnsan en çok da sevdiklerini özlüyor. Koca bir şehirde yaşamak bu mu? Tüm zamansızlıklar sizi buluyor. Annemi özlesem misal. Kontörüm yetse vaktim yetmiyor uzun uzun konuşmaya. Arabaya benzin aldım da yol uzun yol. Benzin olmuş kaç lira! Alıp başımı gideyim bir hafta sonu diyorsun, ev bağırıyor arkandan, bebe desen paçana yapışır. Bebe değil o, sorumluluk işte, seni tutan. Bebe olsa duramazsın. Onu da alır çıkarsın da. Bakma sen… Gel dersin gelmez kal dersin kalmaz hiçbiri.

Dört duvarın arasına sığamadım, sıkıştım da sıkıştım. Hayat beni seçim yapmaya sürüklüyor. Zamanımı biraz bölsem diyorum, özlemek çarpıyor suratıma. Kendimden eksiltip sana koysam biraz, ne uzuyor ne kısalıyoruz işte, hayat… Bak şuraya, azıcık uykum artmış. İlk defa kızmadım kendime beşikte uyuyakaldım diye. Sadece şimdi, çıkar pijamalarını ve güne başla.

En çok anneni mi seviyorsun babanı mı? Ne saçma soru, değil mi? Kızmayın ama. Ben hep annemi seçerdim. Çünkü ben annemle büyüdüm. Bir çocuğun en büyük hakkıydı annesiyle olmak. Ama anneye sordunuz mu hiç? Belki bir nefesti ihtiyacı olan. Çıksa gitse mesela şöyle kafasına esse, çıksa gitse. Sevmediğinden mi? Birini daha çok mu sevmeli insan tercih etmek için? Belki sadece çok istedi, belki o an ona ihtiyacı vardı da gitti. Sorumluluklar azizim, sen artık sen olamazsın ki. Bir sen var ki senden içeri. “Bir kadını ortadan ikiye böl; yarısı annedir, yarısı çocuk.” Çocuk yanım atlı karıncaya binmek istiyor da… Sence umurunda mı çocuğunun karnını doyuran annenin? Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış. Aşk olsun be hayat! “Yani diyorum ki ben sana küsüm.”







23 Kasım 2017 Perşembe

28 Yaş ve İlk Botoks


Merhaba herkese,
Uzun bir aradan sonra anlatacak çok şey birikti aslında. :)
Çoğunuzun bildiği üzere Eylül ayından bu yana çalışıyorum. İşe başlamadan bir hafta kadar öncesinde ilk botoksumu kendi iş yerimde yaptırdım. :)
Şu an Doç. Dr. Haldun Kamburoğlu’nun kliniğinde (Premium Clinic) güzellik uzmanı (estetisyen) olarak çalışıyorum. Botoksumu da kendisinin önerisiyle yaptırdım. Bu konuda pek çok mesaj aldığım için genel hatlarıyla kendi deneyimimi ve burada öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Neden 28 yaş?
Elbetteki cilt yapınıza, genetiğinize göre değişmekle birlikte (daha erken veya daha geç) botoksa başlamanın ideal yaşı 28-30 yaş arasıdır. Burada şöyle bir açıklama yapmak isterim. Bazen cildimiz genetik veya çevresel faktörlere bağlı olarak zamansız yaşlanır. Dolayısıyla burada bu yaş sınırını öne çekmek de mümkündür. Zaten bahsettiğim, tıbben uygun olup olmamanın değil de genel olarak botoks yaptırma eğiliminin yaş aralığı ortalaması aslında…
Ben çok kaş çatan, surat asan bir insan değilim. O yüzden kaş aramla ilgili bir sıkıntım yoktu; ancak gülerken göz çevremi normalden biraz daha fazla kırıştırıyordum. (Göz çevremde bu zamana kadar kimsede görmediğim farklı bir mimikle gülüyordum, beni tanıyanlar anlayacaktır.) Tabii bu durum beni çok rahatsız etmiyordu; ancak alnımdaki yatay çizgiler son 1-1,5 yılda biraz belirginleşmişti. Bunda sanırım uykusuzluğun ve hâliyle artık bir şeylere katlanamamanın verdiği gergin yüz ifademin payı vardı. Evet, anne olduğumdan beri bu mimikleri kendi normalimden de fazla kullanmaya başladığımı itiraf etmeliyim. Bir de sürekli uykusuz kalmanın yanında uykumun çok kolay kaçıyor olması da beni geceleri kısık gözlerle dolaşmaya zorlamıştı. Anne oldum, yaşlandım yahu! :) Hâl böyle olunca doktorumun da önerisiyle botoks yaptırdım.
Bu arada bir de şöyle bir şey var. Genel olarak botoksun yaşlanınca yapılacak bir uygulama olduğuna dair yanlış bir kanı var. Aslında durum birazcık farklı. Botoks, önleyici bir tedavidir ve kırışıklarınız oturmadan botoks yaptırmaya başlamanız gerekir. Aksi takdirde, botoks yerleşmiş olan bu derin kırışıklıkları açmakta yetersiz kalacaktır. O zaman da merak etmeyin, dolgular devreye giriyor. :) Ama siz yine de önleyici tedavinizi önce yaptırın, derim. Dolgu, bu alan için sonraki seçenek.
İşlem Öncesi
Süreci hem kendi deneyimim hem de klinikteki rutin işlemlerimizi göz önünde bulundurarak anlatayım. Öncelikle, yüz muayeneniz gerçekleştiriliyor. Botoksun uygulama alanı sizin talebiniz doğrultusunda doktorunuzun da uygun görmesinin ardından belirleniyor. Genel olarak en sık alın ve göz çevresi botoksu (full botoks) uygulaması tercih ediliyor. Ancak çok nadir olsa da sadece kaş arası veya sadece göz çevresi gibi botoks işlemleri de talep edilebiliyor. Botoksta istenen bu kasları hiç kullanmamamız aslında. Biraz hareketlilik istiyorsanız bunu özellikle belirtmeniz gerekir; çünkü bu çok sık tercih edilen bir uygulama değil. Düşük dozlarda hem mimiklerinizi biraz kullanarak cildinizi kırıştırabilirsiniz hem de botoksunuzun etkisi daha kısa sürer. Standart dozlarda yapılan bir botoksun etkinlik süresi 4-6 ay arasıdır. Bu süre, popülasyonun büyük bir çoğunluğu (yaklaşık %90’ı) için geçerlidir. Genel olarak botoks tekrarlama süresi 5 ayda 1 şeklindedir, diyebilirim. Peşpeşe botoks uygulaması yaptırmanızın bir sakıncası yoktur ve hatta art arda uygulanan botokslar, uzun dönemde işlemin kalıcılığını da arttıracaktır. Bu konuda daha detaylı bilgiyi muayeneniz sırasında doktorunuz sizinle paylaşacaktır.

Muayene sürecinin ardından, işlemin öncesi fotoğraflarının çekilmesi için fotoğraf odasına alınıyorsunuz. Daha sonra, botoks yapılacak bölgenin uyuşturulması için ayrı bir işlem odasına alınıyorsunuz. Cildinizde makyaj varsa önce makyajınız temizleniyor. (Ben işlem yapılacağını bildiğim için makyajsız gelmiştim.) Burada uygulama yapılacak alana lokal anestezik krem uygulanıyor ve bölgenin uyuşması için yaklaşık 30 dakika boyunca bu odada bekletiliyorsunuz. Daha sonra işlem yapılacak alan alkolle temizleniyor.
Botoks İşlemi
Burada yapılan işlemin adı “mikrobotoks” uygulaması. Çok düşük hacimlerde daha fazla alana uygulama yapılıyor. Böylelikle, pek çok kişide görüp de botoks hakkında önyargılı olmamıza neden olan o “kaşlar havada, şaşkın ve gergin” yüz ifadeleri oluşmuyor. “Mephisto Sign” denen şeytan görüntüsü aslında botoksta hiç istenmeyen bir sonuç; ancak yanlış uygulamalar sonucu böyle görüntüler de ortaya çıkabiliyor.
Bir de yine yaygın bir kanı var: “Botoks yaptırayım da kaşım kalksın.” Aslında o da şöyle oluyor. Botoks yapılan değil de yapılmayan bölgedeki kaslar hareketli kaldığından o bölgede bir miktar yukarı çekme olabiliyor kas aktivitenize bağlı olarak. Yani herkeste çok bariz bir etkisi olmayabilir. Benim kaşlarım düşük ve asimetrikti. Bir de gülünce çok belirgin şekilde aşağı çekiyordu. Botoksun, daha doğrusu botoks yapılmayan alanın faydasını bu şekilde gördüm. Şu an kaşlarım daha simetrik ve hiç aşağı düşmüyor. Benim gibi kaş ucu düşük kişilerin sevebileceği bir durum; ancak kaş yüksekliğiniz iyiyse ve size yakışmayacaksa uygulama ona göre planlanıyor.
Botoksun iğneleri çok küçük. Minik minik göz çevrenize, alnınıza ve burnunuzun üzerindeki tavşan çizgilerinize (bunny lines) uygulama yapılıyor. Daha aşağılara uygulama yapılırsa gülüşünüz bu durumdan etkilenebilir ve hatta bozulabilir. Minik bir batma hissi oluyor işlem sırasında. Ben bir tek burun üstümü biraz hissetmiştim. Zaten işlem çok çok kısa sürüyor. O yüzden acısız bir uygulama olduğunu söyleyebilirim. :)
İşlem Sonrası
Botoks işleminin ardından, uygulama yapılan alan serum fizyolojikle temizleniyor. Daha sonra o bölgeye 3-5 dk soğuk kompres uygulanıyor. Ardından normal hayatınıza devam edebilirsiniz. Sadece ilk 24 saat pek mimik yapmamanız ve gece yüzüstü yatmamanız gerekiyor. Ertesi gün makyaj yapabilirsiniz. Botoks sonrası genel olarak morarma görülmüyor. Olursa da makyajla kapatılacak düzeyde oluyor ki bende çok minik iki noktada olmuştu. Fakat hastalarımızda pek morarma olduğunu gözlemlemedim ben. İşlem öncesi makyaj yapmamıştım. Akşam da cildimi ayrıca silmek istemedim. Normalde akşam cildinizi temizleyebilirsiniz; ama ilk sefer olunca ben biraz titiz davranmıştım galiba. :) Bunun dışında, ilk 24 saat o bölgeyi ovalamamanız, baskı uygulamamanız gerekiyor. Ha bir de ilk iki hafta sıcak sudan kaçınıyoruz. :) Bir de iki hafta sonrasına bir kontrol randevusu oluşturuluyor. Burada, gerekli görülürse ek doz uygulanabiliyor. Sanırım benim aklıma gelenler bunlar.
İşlem sonrası mimik yapmaya çalışırsanız, bu mimiklerinizi hâlâ kullanabildiğinizi görürsünüz. İşte o yüzden ilk gün mimik yapmaktan kaçınmanız gerekiyor botoksunuz oturana kadar.
İlk iki üç hafta, alnımda bir dolgunluk hissettim. Botoksa alışana kadar hep böyle olurmuş zaten. Bu hisse alışmak biraz zor oldu sanki. Sonrasında her şey güzeldi. Yüzümdeki çizgiler azalınca daha dinç göründüğümü fark ettim ve bu da hoşuma gitti. Zaten sizlerden de hep bir gençleştiğime, güzellştiğime dair yorumlar alıyordum ki botoksumu söyleyince çok merak edildi bu süreç. Benim deneyimim bu şekilde oldu. Aklınıza gelen soruları (@merveozgunlu) Instagram’daki gönderimin altına veya buraya yorum olarak bırakabilirsiniz.
Sağlıcakla kalın! :)

Sevgiler. :)

Blogda Ara

Son Yazılar

Tüm Yazıları Göster

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı