9 Mart 2017 Perşembe

SONra...



Gerçek, tüm acımasızlığıyla karşımdaydı.
Bense kabul etmemek için olanca gücümle direniyordum.

Biraz sonra o odadan arkana bile dönüp bakmadan çıkacağını bilmiyordum sanki. “Şimdi” diyordum, “Biraz sonra…”. Biraz sonra her şeyi unutup kaldığımız yerden devam edeceğiz birbirimizi sevmeye, sevişmeye…

Öyle olmadı sevgilim. Sen gittin! Belki kapıyı çarpmadın ama. Benim yüzüme bir tokat gibi çarptın gerçeği.
Sen zayıftın, sen korkaktın ve sen… Çekip gittin, öylece. Sessizce…
Tek bir kelime edemedin. Gittin.

Peki, git madem! Zaten gittin! Söyleyemediğin ne varsa onları da yanına alıp gittin. Beni ölüm sessizliğine terk ettin.

Duvarlar üstüme üstüme geldi sanki.
Ağlayayım, dedim...
Önce beceremedim. Boğazıma bir yumru oturdu. Şöyle bir gözlerimi yumdum, kendimi yokladım. Gözyaşlarım inatçı ve gururluydu. Gururun son kırıntısı onlara nasip olmuştu. Oysa ben o gün o odada bırakacaktım gururumu.

Hiç bilmediğim bir yerde, kendime bile yabancıydım. Bir müddet o acı sessizliğe teslim ettim kendimi. Sıcak mıydı, yoksa soğuk mu? İnan fark edemedim. Çırılçıplak bedenimle boylu boyunca uzandım o yatakta, ölü gibi… Hiç bilmediğim bir yerde, ölü gibi…

Ölüm gibi bir şey oldu, sevgilim. Ama ben ölmedim. Hem zaten sen gittin! Arkamdan ağlayanım bile olmayacak. Yalnızım. Kendime bile yabancıyım. Sahi, nasıl bilirdim kendimi? Bildiğim her şeyi unuttum, gitti. Öyle bir yerdeyim ki ben, ben değilim.

Biraz sonra kendime geldiğimde yüzümde, az önceki savaştan galip gelmiş bir iki damlanın nemini hissettim. Kurumuş dudaklarımın can suyu oldu o birkaç damla gözyaşı. Tuhaf bir haz duydum. Son gücümü gözyaşlarımın tadına bakmak için harcadığımı sanıyordum ki birden irkildim!

Az sonra kendimi aynanın karşısında buldum. Kendi kendime bir tokat atmamak için ellerimi zor tuttum! Aynada solgun yüzümü, ölü bedenimi izledikten sonra belli belirsiz bir hareketle, gelişigüzel, düğmelerden birine bastım! Aydınlığa çıkmak istiyor muydum, bilmiyorum ama. Bu kasvetli odada, daha fazla “karanlık”ta ve “boşluk”ta kalamazdım. O loş ışık az önce yaşananları odanın hâkim noktalarından birinden ince ince yayıyordu sanki her yere…
Perdeleri açmaya cesaretim yoktu; ama lambaları açtım. Kendi kendime dönüp bir kez daha baktım. Ne söylesem azdı. Ne söylesem nafile. İşte öyle bir hiçlik, öylesine…

Sonra banyoya doğru kendimden emin bir adım attım. Su, beni biraz olsun kendime getirirdi. Biraz içeride kaldım. İlk defa bu kadar yalnızdım, şaştım kaldım…

Sonra havluya sarıldım. Aynada -az önce üzerindeki ölü toprağını atmış- bedenimi izledim. Daha iyiyim, dedim kendi kendime. “Daha iyi olmak” şimdilik yapabileceğim en iyi şeydi… Durumu zihnimde daha fazla tartmadan makyajımı tazeledim. Kızaran gözlerim beni ele veriyor muydu acaba? Umurumda değildi. Artık, hiçbir şey umurumda olamazdı…

Hızlıca üstümü giyindim. Saçlarımı taradım. Sonra parmaklarımı saçlarımın arasında gezdirdim, bir iki fıs o en sevdiğin kokudan sıktım. Tatlı telaşların konusuydu, uçuş uçuş kadınlığımın sana doğru koşuşuydu. Ne olduğunu önemsemeden sıktım o kokuyu rastgele! Belki iyi gelirdi…

Son bir kez gözlerimle taradım odadaki eşyaları. Her şey yerli yerindeydi. Kapıyı çekip çıktım. Arkama bakma ihtiyacı duymadım. Ardımda kimseyi bırakmadım çünkü…

Az sonra aşağıda yalandan bir telefon konuşması yaparken “buldum” kendimi.
Alelacele bir şeyler anlatıp terk ettim o binayı…

Arabamı az uzağa park etmiştim. Yürüdüm. Yüzüme soğuk çarpsın, istedim. Az önce perdeleri açmaya cesaret edemeyen ben, şimdi insan içine karışmıştım. Adımlarımı hızlandırdım, bu işkenceye daha fazla tahammül edemedim.

Hem sana çok yakınım hem çok uzak. Adımlarım beni sana yaklaştıracak kadar yakın, o kadar yakınımdasın; ama ben başka bir yere gidiyorum, senden gidiyorum...

Arabaya bindim. Durumu idrak etmek istercesine birkaç dakika motoru çalıştırmadan bekledim. Bunu hep yaparım. Bu benim hayata mola verme şeklimdir. Sonra kaldığım yerden devam ederim, bir şekilde…

Arabayı çalıştırdım. Bir an önce trafikten kurtulup sakin bir yerlere gitmek için gaza bastım.
Kafama göre bir yerlere çıktığıma kanaat getirince bir sigara yaktım.
Bir nefes çektim…
Sonra bir nefes daha, hızlı hızlı. Telaşlı, kaygılı birkaç nefes…
Sigaram bitti…

Yol bitti…

1 yorum:

  1. Gözlerim mi doldu nedir bu sonlara doğru bulanıklaşan yazı �� Bu kadar iyi anlatılamazdı belki kaç kişinin hislerine tercüman oldunuz ❤

    YanıtlaSil

Blogda Ara

Son Yazılar

Tüm Yazıları Göster

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı